10 Şubat 2012 Cuma
Hayat Tekrar Devam Ediyor
Bir yoldayım, zifiri karanlık... Ne bir kimse var yanımda, ne de ışık. Tüm sevdiklerimi ya ben geride bırakmışım, ya da onlar benimle gelmemişler. Yolun ortasındayım. Ne önümü, ne arkamı görebiliyorum. Pes etmişim, kendimi bırakıyorum artık. Sonra bir ışık, gözlerimi kamaştırırcasına, hayata meydan okuyarak aydınlatıyor yolumu. Yürümeye başlıyorum tekrar. Yolun sonunu da, sonrasını da görebiliyorum artık. Bana ışık tutanı da alıyorum yanıma. Yol sadece iki kişilik. Bir ömür kadar uzun, bir rüya kadar kısa görünüyor. Ne ölümü, ne uyanmayı dert ediyorum artık. Hiçbir şeyi düşünmüyorum.
18 Ocak 2012 Çarşamba
Kuskus
Bir şeylere atarlanıp da buraya yazmayalı uzun zaman olmuş amına koyim.
17 Ocak... Finallerimin bittiği gün. Bitti lan... Şimdi ver elini yarı yıl tatili... Evde geçireceğim 30 gün...
Ulan siz de bilirsiniz bunu, kaç kere yazmışımdır. Evde geçirdiğim tatillerin ne kadar stresli olduğunu. Acaba dükkana nöbetçilik yapmak zorunda kaç kere kalacağım bu 30 gün içerisinde.
Bir de bu 30 günün son 10 günü var... Ders seçim dönemi. Tam amına koymalık stres.
Neyse, bu gece dönemin bitişini kutladık. Pek bir kutlama olmadı sanki. Kusana kadar rakı içtim. Gerçekten de kustum. Utanç verici ama güzel. 2. kusuşumun ardından uyuyabilmişim. Batırdığım bazı yerleri temizlemek için şu saatlerde dehşetle uyandım lakin sağolsun arkadaşlarım temizlemişler. Anonim tutuyolar şimdilik, kim temizledi bilmiyorum. Ama öğrenicem.
Neyse blog. Eve gideyim, sana da bir şeyler karalayacağım. Kal sağlıcakla.
17 Ocak... Finallerimin bittiği gün. Bitti lan... Şimdi ver elini yarı yıl tatili... Evde geçireceğim 30 gün...
Ulan siz de bilirsiniz bunu, kaç kere yazmışımdır. Evde geçirdiğim tatillerin ne kadar stresli olduğunu. Acaba dükkana nöbetçilik yapmak zorunda kaç kere kalacağım bu 30 gün içerisinde.
Bir de bu 30 günün son 10 günü var... Ders seçim dönemi. Tam amına koymalık stres.
Neyse, bu gece dönemin bitişini kutladık. Pek bir kutlama olmadı sanki. Kusana kadar rakı içtim. Gerçekten de kustum. Utanç verici ama güzel. 2. kusuşumun ardından uyuyabilmişim. Batırdığım bazı yerleri temizlemek için şu saatlerde dehşetle uyandım lakin sağolsun arkadaşlarım temizlemişler. Anonim tutuyolar şimdilik, kim temizledi bilmiyorum. Ama öğrenicem.
Neyse blog. Eve gideyim, sana da bir şeyler karalayacağım. Kal sağlıcakla.
17 Kasım 2011 Perşembe
Koptuk!
Bu sefer kayış koptu, bu sefer gerçekten bir şeyler koptu.
Bir şeyler bitti tamamen sanırım. Nereyi imzalıyoruz demeye bile gerek kalmadan bitti, göz yaşlarının sel olması kaldı artık sadece geriye, onu da ben beceremiyorum.
Sabah gördüğüm rüya sanki gerçekmiş gibi davrandım çeyrek saat önce. O da gülümsemiyor zaten artık eskisi gibi. Ben de bakmayınca. Koptu kayış, koptu.
Yanından geçerken yüzüne bile bakılmayacak bir adam olmaya çalıştım haftalardır. Artık adam değilim sanırım. Buna da sevinen bir ben varımdır dünyada.
Koptu, koptu! Kayış koptu...!
Bir şeyler bitti tamamen sanırım. Nereyi imzalıyoruz demeye bile gerek kalmadan bitti, göz yaşlarının sel olması kaldı artık sadece geriye, onu da ben beceremiyorum.
Sabah gördüğüm rüya sanki gerçekmiş gibi davrandım çeyrek saat önce. O da gülümsemiyor zaten artık eskisi gibi. Ben de bakmayınca. Koptu kayış, koptu.
Yanından geçerken yüzüne bile bakılmayacak bir adam olmaya çalıştım haftalardır. Artık adam değilim sanırım. Buna da sevinen bir ben varımdır dünyada.
Koptu, koptu! Kayış koptu...!
16 Kasım 2011 Çarşamba
Lanetlendim
Hayatımda ilk kez uyandığımda gördüğümün rüya olduğu için bu kadar şükrediyorum.
Ve ilk kez bir rüyada bu kadar sinirleniyor, aynı zamanda bu kadar üzülüyorum.
Sevdiğin kişinin başka sevgilisinin olması sonu mutlaka kaçınılmazdır, ne kadar erteleyebiliriz ki sonuçta? Ama gözünün önünde olması sürekli? Kimlere vuracağını, nereleri yumruklayacağını bilememek...
Ve gece yatmadan önce arkadaşıma "rüyama girmesinden korktuğum için uyuyamıyorum." dediğimde, kastettiğim tam olarak da bu değildi. Masumca yapılmış bir şakaydı o. Niye böyle birşey oldu lan?!
Ve ilk kez içtiğim sigaranın öksürüğü yankılanıyor boş odamın duvarlarındaşu anda. Sanırım bahsettiğim sonu biraz daha erteleyebilirsek ve ben biraz daha kastırırsam bu gerçekleşmeden tahtalı köye gidebilirim. Uzun zamandır yaptığım muhteşem gelecek planım da budur.
Şimdi paketimde kalan artıkları temizleyeyim de, derslerime gireyim. Uzun zamandır sabah 9 derslerine uyanamıyordum. Bu rüya belki de iyi bir vesile oldu. Şimdilik görüşürüz, hadi gömdüm.
Ve ilk kez bir rüyada bu kadar sinirleniyor, aynı zamanda bu kadar üzülüyorum.
Sevdiğin kişinin başka sevgilisinin olması sonu mutlaka kaçınılmazdır, ne kadar erteleyebiliriz ki sonuçta? Ama gözünün önünde olması sürekli? Kimlere vuracağını, nereleri yumruklayacağını bilememek...
Ve gece yatmadan önce arkadaşıma "rüyama girmesinden korktuğum için uyuyamıyorum." dediğimde, kastettiğim tam olarak da bu değildi. Masumca yapılmış bir şakaydı o. Niye böyle birşey oldu lan?!
Ve ilk kez içtiğim sigaranın öksürüğü yankılanıyor boş odamın duvarlarındaşu anda. Sanırım bahsettiğim sonu biraz daha erteleyebilirsek ve ben biraz daha kastırırsam bu gerçekleşmeden tahtalı köye gidebilirim. Uzun zamandır yaptığım muhteşem gelecek planım da budur.
Şimdi paketimde kalan artıkları temizleyeyim de, derslerime gireyim. Uzun zamandır sabah 9 derslerine uyanamıyordum. Bu rüya belki de iyi bir vesile oldu. Şimdilik görüşürüz, hadi gömdüm.
12 Kasım 2011 Cumartesi
Senin Hayatın Kaç Santim?
Selam dostlar ve dost kalmaya devam edecek olanlar.
Sonbahar geldi de geçiyor. Bir sararmadır gidiyor ortalık. Bense şu dökülen yapraklar gibi toprağa düşeceğim günü bekliyorum hala.
Farkediyorum ki yapraklar sonbaharda dökülüyorken bizim sonsuzluğa ne zaman intikal edeceğimiz belli değil. Yaprak gibi bilmiyoruz ömrümüzün sınırlarını. Belki bugün bu yazıyı yazdıktan sonra öleceğim, belki de yarın yollarda sürünürken. Belki 50 yıl daha yaşarım. Ne zaman ölürsek ölelim değişmeyen tek şey hayatın kısalığı. 100 yıl da yaşasa bir insan, dünyada yapmak istediği fakat yapamadığı şeyler olacaktır. Hayat kısa be. Ne zaman biteceğini bilmediğimiz bir hayatımız ve gerçekten yaşayıp yaşamayacağımızı bilmediğimiz bir geleceğimiz var uğruna yıllarımızı harcadığımız.
Harbi lan! Napıyorum ben? Neyin uğruna uğraşıyoruz? Şimdi ölsem, pişman olmaz mıyım bir diploma için kıçımı yırttığım 14 yıla? Hani nerde diploma? Yok...
Eğitimi bir kenara bırakalım. Tekrar tekrar, hayat kısa be canlar. Bugün 1-2 yıldır çektiğim acıyı düşündüm de. Bunlar hayatımın en güzel seneleriydi. Kendimi üzüyorum ben bu 1-2 senedir. Ne için? Tek bir kişi için. Saplanıp kalmışım sanki. Yaptığımın kendim için iyi olmadığının, kurtulmam gerektiğinin farkındayım ama kurtulmak da istemiyorum bir yandan. Şu kısa hayatımızı acılarımızla, üzüntülerimizle mahvetmek akıl kârı iş değil. Üzüntüleri unutmalı ve basit şeylerle mutlu olabilmeliyiz. Söylemek ne kadar da kolay değil mi?
Anı yaşayalım canlar. Benimle misiniz? Ayağa kalkın ve üzüntülerinizi siktir edin! Şimdi oturabilirsiniz.
Son olarak şu sözü de paylaşmadan bitirmeyeyim bu sikko muhabbeti:
"İnsanlar plan yapar ve tanrı güler."
Şimdi amına kodumunun elektrik-elektronik ödevini yapmam lazım. Ödevler sikimde olmazdı da, salı sınav var, biraz çalışmış olurum böylece. Hadi baş baş! Your Rock'la kalın.
Sonbahar geldi de geçiyor. Bir sararmadır gidiyor ortalık. Bense şu dökülen yapraklar gibi toprağa düşeceğim günü bekliyorum hala.
Farkediyorum ki yapraklar sonbaharda dökülüyorken bizim sonsuzluğa ne zaman intikal edeceğimiz belli değil. Yaprak gibi bilmiyoruz ömrümüzün sınırlarını. Belki bugün bu yazıyı yazdıktan sonra öleceğim, belki de yarın yollarda sürünürken. Belki 50 yıl daha yaşarım. Ne zaman ölürsek ölelim değişmeyen tek şey hayatın kısalığı. 100 yıl da yaşasa bir insan, dünyada yapmak istediği fakat yapamadığı şeyler olacaktır. Hayat kısa be. Ne zaman biteceğini bilmediğimiz bir hayatımız ve gerçekten yaşayıp yaşamayacağımızı bilmediğimiz bir geleceğimiz var uğruna yıllarımızı harcadığımız.
Harbi lan! Napıyorum ben? Neyin uğruna uğraşıyoruz? Şimdi ölsem, pişman olmaz mıyım bir diploma için kıçımı yırttığım 14 yıla? Hani nerde diploma? Yok...
Eğitimi bir kenara bırakalım. Tekrar tekrar, hayat kısa be canlar. Bugün 1-2 yıldır çektiğim acıyı düşündüm de. Bunlar hayatımın en güzel seneleriydi. Kendimi üzüyorum ben bu 1-2 senedir. Ne için? Tek bir kişi için. Saplanıp kalmışım sanki. Yaptığımın kendim için iyi olmadığının, kurtulmam gerektiğinin farkındayım ama kurtulmak da istemiyorum bir yandan. Şu kısa hayatımızı acılarımızla, üzüntülerimizle mahvetmek akıl kârı iş değil. Üzüntüleri unutmalı ve basit şeylerle mutlu olabilmeliyiz. Söylemek ne kadar da kolay değil mi?
Anı yaşayalım canlar. Benimle misiniz? Ayağa kalkın ve üzüntülerinizi siktir edin! Şimdi oturabilirsiniz.
Son olarak şu sözü de paylaşmadan bitirmeyeyim bu sikko muhabbeti:
"İnsanlar plan yapar ve tanrı güler."
Şimdi amına kodumunun elektrik-elektronik ödevini yapmam lazım. Ödevler sikimde olmazdı da, salı sınav var, biraz çalışmış olurum böylece. Hadi baş baş! Your Rock'la kalın.
4 Kasım 2011 Cuma
Kasım Olmuş Yazmayalı
Neymiş efendim, duyguların değişmemiş, değişmeyeceğinden eminmişsin... Bunun son konuşmamız olması gerekiyordu. Olmalıydı. Kaçtım, görmezden geldim, yolumu değiştirdim. Bir gülüşünle yine yıktın sana karşı inşa ettiğim tüm kalelerimi. Ne olurdu selam vermesen, yüzüme bakmasan?
9 Ekim 2011 Pazar
Dandikleme
Selam mk!
Hayat ne kadar garip. Beni neredeyse benden iyi tanıyan birisi ne kadar istesem de beni sevmezken, sadece bir yıldır tanıdığım, internette bir chat sitesinde tanıştığım yabancı arkadaşım Türkiye'ye gelmekten bahsediyor ve umarım geldiğimde yalnız olursun diyebiliyor. Nabacan sikecen mi beni amına koyim. Neyse kendi bilir, bizde kimseyi kırmak yok, ehe.
Bugün evde ders çalışayım dedim de, olmadı fazla. Sadece lanet olası matematik ödevini yapabildim. Biraz da defter geçirdim. Amk hocaları, hem ödevi toplamicaz diyorlar, hem de ödevi yapmazsanız lütfen bir daha derslere gelmeyin diyebiliyorlar. Size ne amk. Gelirim, gelmem.
Bu aralar bloga yazı yazamıyorum pek. Neden ben de bilmiyorum. Aklıma gelmiyor bi kere yazı yazmak. Hani biliyorsunuz, edebi kaygılar gütmüyorum. Yazmak aklıma gelirse yazacak birşeyim olmasa da yazıyorum. Bu aralar o bile gelmiyor benden. God damn it!
Bir de yeni bir programlama dili kastırıyorum. C++ diye sikko bi microsoft dili. Ne kadar microsoft dillerini sevmesem de, makineye en yakın olanları bunlar sanırım. Nerede o javadaki rahatlık ama. Bunu çok özleyeceğim. Sudan çıkmış balık gibi hissediyorum bildiğin.
Şimdilik bu kadar. Yukarıda da dediğim gibi, yazacak birşeyim olmasa bile yazıyorum. Yoktu yazacak birşeyim. Yazdım, oldu. Hadi iyi geceler.
Hayat ne kadar garip. Beni neredeyse benden iyi tanıyan birisi ne kadar istesem de beni sevmezken, sadece bir yıldır tanıdığım, internette bir chat sitesinde tanıştığım yabancı arkadaşım Türkiye'ye gelmekten bahsediyor ve umarım geldiğimde yalnız olursun diyebiliyor. Nabacan sikecen mi beni amına koyim. Neyse kendi bilir, bizde kimseyi kırmak yok, ehe.
Bugün evde ders çalışayım dedim de, olmadı fazla. Sadece lanet olası matematik ödevini yapabildim. Biraz da defter geçirdim. Amk hocaları, hem ödevi toplamicaz diyorlar, hem de ödevi yapmazsanız lütfen bir daha derslere gelmeyin diyebiliyorlar. Size ne amk. Gelirim, gelmem.
Bu aralar bloga yazı yazamıyorum pek. Neden ben de bilmiyorum. Aklıma gelmiyor bi kere yazı yazmak. Hani biliyorsunuz, edebi kaygılar gütmüyorum. Yazmak aklıma gelirse yazacak birşeyim olmasa da yazıyorum. Bu aralar o bile gelmiyor benden. God damn it!
Bir de yeni bir programlama dili kastırıyorum. C++ diye sikko bi microsoft dili. Ne kadar microsoft dillerini sevmesem de, makineye en yakın olanları bunlar sanırım. Nerede o javadaki rahatlık ama. Bunu çok özleyeceğim. Sudan çıkmış balık gibi hissediyorum bildiğin.
Şimdilik bu kadar. Yukarıda da dediğim gibi, yazacak birşeyim olmasa bile yazıyorum. Yoktu yazacak birşeyim. Yazdım, oldu. Hadi iyi geceler.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)