Selam mk!
Hayat ne kadar garip. Beni neredeyse benden iyi tanıyan birisi ne kadar istesem de beni sevmezken, sadece bir yıldır tanıdığım, internette bir chat sitesinde tanıştığım yabancı arkadaşım Türkiye'ye gelmekten bahsediyor ve umarım geldiğimde yalnız olursun diyebiliyor. Nabacan sikecen mi beni amına koyim. Neyse kendi bilir, bizde kimseyi kırmak yok, ehe.
Bugün evde ders çalışayım dedim de, olmadı fazla. Sadece lanet olası matematik ödevini yapabildim. Biraz da defter geçirdim. Amk hocaları, hem ödevi toplamicaz diyorlar, hem de ödevi yapmazsanız lütfen bir daha derslere gelmeyin diyebiliyorlar. Size ne amk. Gelirim, gelmem.
Bu aralar bloga yazı yazamıyorum pek. Neden ben de bilmiyorum. Aklıma gelmiyor bi kere yazı yazmak. Hani biliyorsunuz, edebi kaygılar gütmüyorum. Yazmak aklıma gelirse yazacak birşeyim olmasa da yazıyorum. Bu aralar o bile gelmiyor benden. God damn it!
Bir de yeni bir programlama dili kastırıyorum. C++ diye sikko bi microsoft dili. Ne kadar microsoft dillerini sevmesem de, makineye en yakın olanları bunlar sanırım. Nerede o javadaki rahatlık ama. Bunu çok özleyeceğim. Sudan çıkmış balık gibi hissediyorum bildiğin.
Şimdilik bu kadar. Yukarıda da dediğim gibi, yazacak birşeyim olmasa bile yazıyorum. Yoktu yazacak birşeyim. Yazdım, oldu. Hadi iyi geceler.
9 Ekim 2011 Pazar
7 Ekim 2011 Cuma
Ekime Kadar
Lan ekimin 7si olmuş da ben bloga hala birşey yazmamışım bu ay. Vay amına koyim. Gerçi çoğunuz yazarsan ekime kadar yazmazsan sikime kadar demiş olabilirsiniz fakat buraya yazmak benim için oldukça önemli bir aktivite, lütfen, saygı duymayanlar arka kapıdan çıkabilirler.
Ne biçim orospu çocukları var dünyada yaa. Arkadaş halı saha maçı yapıyoruz, adam birşeye sinirlenip sövmeye başlıyor, sonra kavga girişiminde bulunuyor, sonra sahada sakinleştirmeye çalışanlara da sinirlenip sataşıyor, sonra da sahayı terkediyor. Ulan amına koduğumun çocuğu biz kişi başı 10 lira para veriyoruz oraya, bir de üstüne taksi parası veriyoruz, senin ne hakkın var maçımızı mahvetmeye. Son on beş dakikamızı oynayamadık senin yüzünden. Böyle ibnelerin halı sahalara girişi yasaklanmalı a dostlar. Hatta nefes almaları bile yasaklanmalı. Bu kadar atar yeter heralde bi kişi için. Son kez, amına koyim. Tamam sakinim.
Dersler yaldır yaldır geliyor üzerimize canlar. Deli gibi matematik ve programlama yüklemeye çalışıyorlar küçük beyinciklerimize(organ olan beyincik değil, küçük beyin anlamındaki beyincik). Kimi hocalar ruh halimize, piskolojimize de tecavüz ediyorlar resmen. Şimdiden fizik derslerine gitmeyi bıraktım mesela. Amına koyim ya hoca Türk, ama Rus aksanıyla İngilizce ders anlatıyor. Bir de saçma sapan şeyler söyleyip kötü adam kahkahası atıyor sınıfta. Gözümün içine bakıp sapık sapık gülüyor, sonra birden ciddileşip sosyal mesajlar vermeye başlıyor. Neyse ben bir garip öğrenciyim hocamı eleştirmek bana mı düşmüş. Adam ne yollardan geçip gelmiş buralara kimbilir. Ama bir söylenti var ki gerçek olmadığını düşünsem de katılıyorum arkadaş. "Fizikçilerin şahitliği kabul edilmiyormuş." Harbiden fizikçiler bi yerden sonra gerçekten kafayı yiyorlar sanırım.
Gelelim gönül işlerine. Eylül-Ekim arası geçiş dönemini de yine boş geçiyorum. Boş geçiyorum derken, beni terkeden arkadaşa hala zil zurna aşığım ve unutamıyorum amına koyim. Götüm de yemiyor tekrar yakasına yapışmaya. En çok korktuğum şeylerden birisi onu benim yüzümden üzgün görmek. Ama en çok korktuğum şey ne biliyor musun? Onu başkasıyla görmek. Bu iki zıt kutubun arasında da ben ne yapacağımı bilemeden.
Neyse. Şimdi uyumam lazım. Ama yatağımın üzerinde kırk çeşit kitap-defter ve yerde de boşaltmam gereken terli kıyafetlerimle dolu bir çantam var. Siki tuttum yine yani. Ha bir de duş almam lazım ki üstüne giyincem falan. Saat 4ü bulacak yani benim uyumam.
Toplamaya başlamadan önce size bu dönem okumam gereken ve şu an yatağımın üzerinde bulunan güzide kitapları bir saymak istedim. Niye ben de bilmiyorum.
1) Halide Edib Adıvar - Handan
2) Mavi Sürgün - Halikarnas Balıkçısı
3) Ayşe Sarısayın - Yorgun Anılar Zamanı
4) Attila İlhan - Ben Sana Mecburum
Edebi mühendis olucam olum ben, ehehe. Hadi şimdi zıbarın mk. İyi geceler.
Ne biçim orospu çocukları var dünyada yaa. Arkadaş halı saha maçı yapıyoruz, adam birşeye sinirlenip sövmeye başlıyor, sonra kavga girişiminde bulunuyor, sonra sahada sakinleştirmeye çalışanlara da sinirlenip sataşıyor, sonra da sahayı terkediyor. Ulan amına koduğumun çocuğu biz kişi başı 10 lira para veriyoruz oraya, bir de üstüne taksi parası veriyoruz, senin ne hakkın var maçımızı mahvetmeye. Son on beş dakikamızı oynayamadık senin yüzünden. Böyle ibnelerin halı sahalara girişi yasaklanmalı a dostlar. Hatta nefes almaları bile yasaklanmalı. Bu kadar atar yeter heralde bi kişi için. Son kez, amına koyim. Tamam sakinim.
Dersler yaldır yaldır geliyor üzerimize canlar. Deli gibi matematik ve programlama yüklemeye çalışıyorlar küçük beyinciklerimize(organ olan beyincik değil, küçük beyin anlamındaki beyincik). Kimi hocalar ruh halimize, piskolojimize de tecavüz ediyorlar resmen. Şimdiden fizik derslerine gitmeyi bıraktım mesela. Amına koyim ya hoca Türk, ama Rus aksanıyla İngilizce ders anlatıyor. Bir de saçma sapan şeyler söyleyip kötü adam kahkahası atıyor sınıfta. Gözümün içine bakıp sapık sapık gülüyor, sonra birden ciddileşip sosyal mesajlar vermeye başlıyor. Neyse ben bir garip öğrenciyim hocamı eleştirmek bana mı düşmüş. Adam ne yollardan geçip gelmiş buralara kimbilir. Ama bir söylenti var ki gerçek olmadığını düşünsem de katılıyorum arkadaş. "Fizikçilerin şahitliği kabul edilmiyormuş." Harbiden fizikçiler bi yerden sonra gerçekten kafayı yiyorlar sanırım.
Gelelim gönül işlerine. Eylül-Ekim arası geçiş dönemini de yine boş geçiyorum. Boş geçiyorum derken, beni terkeden arkadaşa hala zil zurna aşığım ve unutamıyorum amına koyim. Götüm de yemiyor tekrar yakasına yapışmaya. En çok korktuğum şeylerden birisi onu benim yüzümden üzgün görmek. Ama en çok korktuğum şey ne biliyor musun? Onu başkasıyla görmek. Bu iki zıt kutubun arasında da ben ne yapacağımı bilemeden.
Neyse. Şimdi uyumam lazım. Ama yatağımın üzerinde kırk çeşit kitap-defter ve yerde de boşaltmam gereken terli kıyafetlerimle dolu bir çantam var. Siki tuttum yine yani. Ha bir de duş almam lazım ki üstüne giyincem falan. Saat 4ü bulacak yani benim uyumam.
Toplamaya başlamadan önce size bu dönem okumam gereken ve şu an yatağımın üzerinde bulunan güzide kitapları bir saymak istedim. Niye ben de bilmiyorum.
1) Halide Edib Adıvar - Handan
2) Mavi Sürgün - Halikarnas Balıkçısı
3) Ayşe Sarısayın - Yorgun Anılar Zamanı
4) Attila İlhan - Ben Sana Mecburum
Edebi mühendis olucam olum ben, ehehe. Hadi şimdi zıbarın mk. İyi geceler.
30 Eylül 2011 Cuma
Elveda
Acısız bir ölüm istedim yolda yürürken az önce ve sonra neden ölemediğimi anladım. Şu ana kadar çektiklerim acısız bir şekilde ölme ihtimalimi ortadan kaldırmış olmalı. Bu durumda sokaktaki bi satıcıdan 20 liraya aldığım ruhsatsız silahımla kafama sıkıyorum, sanırım en doğrusu bu. Elveda.
Bam!
Şaka lan şaka. Kim bana silah satar amk, ehe. Kafama sıçam ben.
Bam!
Şaka lan şaka. Kim bana silah satar amk, ehe. Kafama sıçam ben.
Gittikçe Kötüye Giden
Merhaba okuyucu. Eğer birine baktıysan veya adres sormak için geldiysen, aradığın şey ekranının sağ üst köşesinde, çarpıya tıkla görüceksin.
Ben onsuz bir hiçim dedim az önce. Evet bu saçmalığı yaptım. Daha sonra farkettim, onsuz yaratıldığımı ve onsuz gömüleceğimi. Yani bir hiç olarak gelmiş ve bir hiç olarak gitmiş olacağım her türlü. Lakin benim dünya için ne kadar önemli birisi olduğumu hepimiz bildiğimiz için, bunu kabul etmiyoruz.
Şu amına koduğumun hayatında, off çok sert girdim cümleye olmadı. Şu lanet hayatta en iyi yaptığım işin halı sahada defans olduğunu farkettim. En çok saygıyı orada gördüğümü de... Bölümümden yavaş yavaş tiksinmeye başladığımı da bu hafta farkettim a dostlar. Başka ne okusam nefret etmezdim diye düşünüyorum fakat sanırım artık okumaktan nefret ettiğimi farkediyorum. Okumak kabak tadı verdi be canlar. Hiçbir şey yapasım yok artık, ne okulda, ne sosyal hayatta. Sadece deli gibi top oynayasım var.
Tüm gece facebookta online olan kişiye selam vermek ile vermemek arasında kaldım yine. Sonra da çıktı gitti yine her zamanki gibi.Sikeyim böyle işi! Ups pardon. Lanet olsun dostum.
Cumalar boş kaldı ders programımda. Sabah erken uyanmayacağım diye yan geldim yatıyorum, bilgisayar başında. Kalkar kalkmaz da eve gitcem büyük ihtimalle. Eşya topla falan. Sinir bozucu işler yani. Hadi kendine iyi bak blog. Good night!
Ben onsuz bir hiçim dedim az önce. Evet bu saçmalığı yaptım. Daha sonra farkettim, onsuz yaratıldığımı ve onsuz gömüleceğimi. Yani bir hiç olarak gelmiş ve bir hiç olarak gitmiş olacağım her türlü. Lakin benim dünya için ne kadar önemli birisi olduğumu hepimiz bildiğimiz için, bunu kabul etmiyoruz.
Tüm gece facebookta online olan kişiye selam vermek ile vermemek arasında kaldım yine. Sonra da çıktı gitti yine her zamanki gibi.
Cumalar boş kaldı ders programımda. Sabah erken uyanmayacağım diye yan geldim yatıyorum, bilgisayar başında. Kalkar kalkmaz da eve gitcem büyük ihtimalle. Eşya topla falan. Sinir bozucu işler yani. Hadi kendine iyi bak blog. Good night!
28 Eylül 2011 Çarşamba
Başlık Maşlık Yok
Aha okul başladı ya lan! Meşguliyetten yazamıyorum da buraya. Yine kafa düdükleyici bir günün daha derste düdüklenme kısmını bitirdik. Biraz kafa dağıtayım dedim ama bu kafayı en büyüğünden balyozla ezsen dağılmaz hissiyatındayım. Sanki dünyanın yükünü ben taşıyorum amına koyim. Dersler falan iyi güzel de görmek istemediğim insanlar var etrafta, her derste aynı sınıftayız aq. Her ders bitiminde apar topar sınıftan tüyüyorum arkadaş.
Bir de hep görmek istediğim insan var tabi. İnsan görmek istediği insanı çok az görebilirken, gördüğü zaman da ofsayta düşerken, her yaptığı harekette kaderin karşısına görmek istemediği birini kırmızı kart gösterir gibi çıkarması takdire şayan doğrusu. Ben mi bahtsız bedeviyim, yoksa kutup ayısı mı artık eskisi kadar seçici davranmıyor çözemedim ki amk.
Size görmek istediğimi yaz tatilinden sonra ilk gördüğüm anı anlatayım mı? Size ne lan. Kızdım bak yine...
Neyse beni okuyan sınırlı kitleciğim, aşk acısıyla geçen 96. günümün de sonuna yaklaşırken, sizlere şu an içerisinde bulunduğum yataktan çokça selam eder, gözlerinizden öperim.
96 günü nasıl hesapladım?
İki Tarih Arasındaki Gün Sayısını Hesaplama
Şimdi dağılın!
Bir de hep görmek istediğim insan var tabi. İnsan görmek istediği insanı çok az görebilirken, gördüğü zaman da ofsayta düşerken, her yaptığı harekette kaderin karşısına görmek istemediği birini kırmızı kart gösterir gibi çıkarması takdire şayan doğrusu. Ben mi bahtsız bedeviyim, yoksa kutup ayısı mı artık eskisi kadar seçici davranmıyor çözemedim ki amk.
Size görmek istediğimi yaz tatilinden sonra ilk gördüğüm anı anlatayım mı? Size ne lan. Kızdım bak yine...
Neyse beni okuyan sınırlı kitleciğim, aşk acısıyla geçen 96. günümün de sonuna yaklaşırken, sizlere şu an içerisinde bulunduğum yataktan çokça selam eder, gözlerinizden öperim.
96 günü nasıl hesapladım?
İki Tarih Arasındaki Gün Sayısını Hesaplama
Şimdi dağılın!
21 Eylül 2011 Çarşamba
Everything's Gonna Be Allright
Tanrı bize göz vermiş. Niye? Tabi ki görmemiz için akıllım! Görelim de etrafımızda ne olup bitiyor haberimiz olsun. Haberimiz olsun da olaylara iyi/kötü tepki verelim. Tepkimizi gösterelim ki güzel şeyler devam etsin, kötü şeyler de azalsın. Ama bazıları o patlak gözleriyle sadece sığır gibi bakmakla yetinsin.
Tükenmez kalem ile yazılar yazarız. Kalıcı olsun, silinmesin diye. Peki silinmesi gereken şeyler olunca? Tükenmez kalem silgisi diye birşey var hani. Mürekkebi altındaki kağıt partikülleriyle birlikte yok ediyor. Bazı zararlı fikirler ve görüşler de böyledir. Onu benimseyenler de artık onun kadar zararlıdır ve onunla birlikte silinmeleri gerekir.
Sigara içersin de ağzının kokusunu ailen duyacak ve anlayacaklar diye korkarsın ya. Babam eve kokoreç ile geldi. Artık ağzım bok kokuyor, ehe.
Her seferinde reddedilen ve terkedilenin ben olmama rağmen, egomu tavan yaptıracak kadar iyi gaz veren arkadaş ve akrabalarım var. Lan ne kadar şanslıyım ben! Tabi biraz da yakışıklı, çekici, ağzı iyi laf yapan ve kültürlü bir insanım. Aha kontrolsüz egom yine yırtık dondan fırlar gibi ortaya çıktı.
Evanescence'ın Going Under şarkısını dinlerken bağıra bağıra "I won't be broken again" dedikten sonra kendi kendine "hassiktir ulan ordan" da diyebilirsin. Gayet doğal.
Birşey farkettim. Bilgisayarı garantiye verdiğim zaman başladığım kitabı okumayı bilgisayarım garantiden gelince bırakmışım. Yıllar önce yarım bıraktığım için baştan başladığım kitabı yine yarım bırakmışım. Senin kaderin de benim gibi yarım kalmakmış güzel kitap.
Bu gece mutluyum. Sevdiğim insan ile konuştum uzun uzun. Sürekli kötü espiriler yaptığım ve sürekli saçmalayarak konuştuğum kişi beni terkettikten sonra samimiyet biraz öldü sanki. Yada ben olgun davranmaya mı başladım ne? Normal, yani sıkıcı bir şekilde konuşmayı becerebiliyorum lan artık! Yastığımın altında sakladığım fotoğrafına da bakarsam uyumadan önce, keyfim de götüm gibi tavana vurur.
Şimdi iyi geceler! Hepinize benden çay amına koduklarım! Bye!
Tükenmez kalem ile yazılar yazarız. Kalıcı olsun, silinmesin diye. Peki silinmesi gereken şeyler olunca? Tükenmez kalem silgisi diye birşey var hani. Mürekkebi altındaki kağıt partikülleriyle birlikte yok ediyor. Bazı zararlı fikirler ve görüşler de böyledir. Onu benimseyenler de artık onun kadar zararlıdır ve onunla birlikte silinmeleri gerekir.
Sigara içersin de ağzının kokusunu ailen duyacak ve anlayacaklar diye korkarsın ya. Babam eve kokoreç ile geldi. Artık ağzım bok kokuyor, ehe.
Her seferinde reddedilen ve terkedilenin ben olmama rağmen, egomu tavan yaptıracak kadar iyi gaz veren arkadaş ve akrabalarım var. Lan ne kadar şanslıyım ben! Tabi biraz da yakışıklı, çekici, ağzı iyi laf yapan ve kültürlü bir insanım. Aha kontrolsüz egom yine yırtık dondan fırlar gibi ortaya çıktı.
Evanescence'ın Going Under şarkısını dinlerken bağıra bağıra "I won't be broken again" dedikten sonra kendi kendine "hassiktir ulan ordan" da diyebilirsin. Gayet doğal.
Birşey farkettim. Bilgisayarı garantiye verdiğim zaman başladığım kitabı okumayı bilgisayarım garantiden gelince bırakmışım. Yıllar önce yarım bıraktığım için baştan başladığım kitabı yine yarım bırakmışım. Senin kaderin de benim gibi yarım kalmakmış güzel kitap.
Bu gece mutluyum. Sevdiğim insan ile konuştum uzun uzun. Sürekli kötü espiriler yaptığım ve sürekli saçmalayarak konuştuğum kişi beni terkettikten sonra samimiyet biraz öldü sanki. Yada ben olgun davranmaya mı başladım ne? Normal, yani sıkıcı bir şekilde konuşmayı becerebiliyorum lan artık! Yastığımın altında sakladığım fotoğrafına da bakarsam uyumadan önce, keyfim de götüm gibi tavana vurur.
Şimdi iyi geceler! Hepinize benden çay amına koduklarım! Bye!
20 Eylül 2011 Salı
Aaa Delirmiş Bu
Bazen insan garip bir modda oluyor. Sanki o gün herkes onu sinirlendirmeye çalışıyor, herşey üstüne üstüne geliyormuş gibi geliyor mk. Böyle bir gün geçirdim amına koyim. Üniversitemin online ders kayıtları başladı bugün. Sabahın onunda açıldı siktiğimin sistemi. Saat 10.00'da açılan sistem saat 10.00'da kilitlendi tabi ki. Amına koyim içerde bi sik var gibi yükleniyoruz sisteme. 5 sekmeden saldırıyorum 2'sinde girebiliyorum sisteme, 2 sekmede ders seçiyorum hepsi birden hata veriyor falan. Neyse bu kısım diğer arkadaşların dertlerinden bahseder gibi oldu biraz. Çünkü saat 10.10 gibi benim istediğim tüm dersler listeme eklenmişti. Çılgın brute force uygularım bilen bilir.
Dersleri aldık da kutlamayalım mı? Hemen en yakın arkadaş ile tepeye go go go. Sigara mode on! Sabah 8.30'da kalkmışım, kahvaltı yapmamışım, saat olmuş 12.00. Kola ile sigara içiyoruz. Tabi çarpmasın diye bi tane de simit almışım. Hayat bize hayat mk. Neyse döndük geri.
Eve geldim soyunayım rahatlayayım dedim. Zort zort zort! Telefon titriyor. Babam elektrik faturasına gönderdi beni ve ardından dükkanı bana kitledi! Kit! Gel de sövme te allam... Dükkanda durmak beni boğuyor abicim. Neden bilmiyorum. İçime öküzler oturuyor gibi. Güneş vuruyor mallara. Bozulacaklar. Şemsiye ayarla onlara, uğraş, didin... Sonra güneş yer değiştirsin mk. Hay bu dünyayı da, kendi etrafındaki dönüşünü de... Yandaki bakkal amca çay söylemiş. Sağolsun. Lakin çaycı babama getirdiği gibi getirdi yine çayımı. Tamam babam tek şeker kullanıyor diye tek şeker getirebilirsin. Bunu anlarım. Dükkanda zaten var şeker. Lakin çayın yanında çay kaşığı getirmemeleri beni deli ediyor uleyn. Çayı resmen dökecektim sinirden. Bardağı yola vurasım falan geldi. Çayı ısmarlayan abiye ayıp olmasa çay ocağına kadar atabilirdim bardağı. İnadına şekersiz içtim mk. Gelen tek şekeri de götüme soktum. Şaka lan şaka. Çakmak buldum o şekeri ateşte yaktım. Erisin mk. Demirlere falan yumruk atmaya başlamak üzereydim ki babam geldi. Sakin evlat görünümüne girdim, başımı önüme eğdim, evin yolunu tuttum.
Bundan sonrası sıradan sikko bi gün amk. Buraya kadarını da niye yazdım bilmiyorum. Ama o çaycının götüne girsin o getirmediği kaşıklar... Eyvallaaaah...
Dersleri aldık da kutlamayalım mı? Hemen en yakın arkadaş ile tepeye go go go. Sigara mode on! Sabah 8.30'da kalkmışım, kahvaltı yapmamışım, saat olmuş 12.00. Kola ile sigara içiyoruz. Tabi çarpmasın diye bi tane de simit almışım. Hayat bize hayat mk. Neyse döndük geri.
Eve geldim soyunayım rahatlayayım dedim. Zort zort zort! Telefon titriyor. Babam elektrik faturasına gönderdi beni ve ardından dükkanı bana kitledi! Kit! Gel de sövme te allam... Dükkanda durmak beni boğuyor abicim. Neden bilmiyorum. İçime öküzler oturuyor gibi. Güneş vuruyor mallara. Bozulacaklar. Şemsiye ayarla onlara, uğraş, didin... Sonra güneş yer değiştirsin mk. Hay bu dünyayı da, kendi etrafındaki dönüşünü de... Yandaki bakkal amca çay söylemiş. Sağolsun. Lakin çaycı babama getirdiği gibi getirdi yine çayımı. Tamam babam tek şeker kullanıyor diye tek şeker getirebilirsin. Bunu anlarım. Dükkanda zaten var şeker. Lakin çayın yanında çay kaşığı getirmemeleri beni deli ediyor uleyn. Çayı resmen dökecektim sinirden. Bardağı yola vurasım falan geldi. Çayı ısmarlayan abiye ayıp olmasa çay ocağına kadar atabilirdim bardağı. İnadına şekersiz içtim mk. Gelen tek şekeri de götüme soktum. Şaka lan şaka. Çakmak buldum o şekeri ateşte yaktım. Erisin mk. Demirlere falan yumruk atmaya başlamak üzereydim ki babam geldi. Sakin evlat görünümüne girdim, başımı önüme eğdim, evin yolunu tuttum.
Bundan sonrası sıradan sikko bi gün amk. Buraya kadarını da niye yazdım bilmiyorum. Ama o çaycının götüne girsin o getirmediği kaşıklar... Eyvallaaaah...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)